3 Mart 2010 Çarşamba

Sümbül

Namı diğer Hyacinthus orientalis. Kelime farsça kökenli, "sünbül" olarak da kullanılsa da TDK son noktayı koymuş sümbülden başka kelime tanımıyor ve kökenine fazla inemedim. Latincesinin ise kökü belli. Birçok bitki ve hayvan isminde olduğu gibi gene eski Yunan tanrılarının oyunları bu çiçeğimize isim babalığı yapmış.















Bu seferki hikayemiz Hyacinth Hyacinthus isimli güneybatı Spartalı yağız bir mitolojik Yunan kahramanı ile ilgili. Hyacinth Apollo'yu kendine hayran bırakacak kadar güzel bir adammış. En büyük eğlenceleri de beraber disk atmaya gitmekmiş. Günlerden bir gün gene bir disk atma seansı sırasında Hyacinth koşup Apollonun attığı diski yakalayarak onu etkilemek istemiş. Fakat onun Apollo ile takılması yüzünden kıskançlık krizine giren rüzgar tanrısı Zephyrus diski şöyle bir alttan üfleyivermiş ve disk Hyacinth'in kafaya çarpmış. Hyacinth oracıkta can verirken, Apollo ve Zephyrus'un arasına bu olay yüzünden husumet girmiş. Apollo, Hades'in Hyacinth'i almasına izin vermemiş ve kanının aktığı yerde onu sümbül'e çevirmiş. Gözyaşları ile suladığı sümbül'ün çiçekleri ise Apollo'nun yasını yansıtır şekilde oval gözdamlası biçiminde açmış.




















Bir not, TDK'ya göre sümbül argoda evlilik dışı doğan çocuk, piç anlamına da geliyormuş, belirtmeden edemeyeceğim. Yani sevdiceğinizi "sümbülüm benim" diye sevmeyin, nedense iltifat olarak kullanıldığını da duymadım bugüne kadar zaten.















Türkiye bu çiçeğin doğal ortamında yetiştiği nadir coğrafyalardan biri. Hem Türkçe hem de latince isimlerinin kökeni Doğu Akdeniz'e dayanırken batıda Dutch Hyacith olarak bilinmesi, lale gibi bu çiçeğin de zamanında Hollandalılar tarafından alınıp binbir çeşit kültür melezini üretmelerinden kaynaklanıyor. Hatta 2. Dünya Savaşına kadar Avrupada laleden daha popüler olduğu söylenir.




















Yapısal özelliklerine gelince, 3-7 cm çaplı soğanı yaz sonunda beş ila on cm derine gömdüğünüzde, Şubat başından itibaren 35 cm'e kadar uzayan kılıç şeklindeki yapraklarının arasından tek bir çiçek dalı üzerinde 2 ila 50 adet (ben 50 göremedim bugüne kadar) doğalı mor, kültürleri çeşitli renklerde nefis kokulu çiçekler veren bir bitki. Çocukken çiçeklerini yiyen arıza arkadaşlar, tadını çok güzel olarak nitelemelerine rağmen, botanik kaynakları çok miktarda yendiği taktirde, özellikle soğanının zehirli olduğunu belirtiyorlar, aman diyim.

23-27 Ocak 2010 Kar Manzaraları

Blog da bir senesini doldurmuş, zaman hızlı geçiyor. Bu arada bahçe de ilk karını ve kardanadamını görmüş oldu. Küresel ısınma yadsınamaz bir gerçek ve nispeten ılık bir kış geçiriyor olmamıza rağmen, bu dönemde İstanbul -8 derece ölçülen gece sıcaklığı ile son bilmemkaç (otuz?) yılın en soğuk gecesini ve 87 kışından beri en kalın kar örtüsünü almış oldu.

Bahçede ve çevrede muhteşem manzaralar ortaya çıkmasına rağmen sardunyalar bu duruma çok sevinmedi, kışa dayanıklı olarak bilinir ama bizimkiler bu karda topyekün kıyıma uğradı. bazılarının köklerinden yeni filizler çıkıyor ama çoğu öldü.















Marcos karın keyfini çıkarıyor.















Ara merdivenler ve lavantalar neredeyse kayboldu.





























Arka bahçeden manzaralar ve ilk kardanadamımız :)


































-8 buzları ve karın son gecesi mimoza.







































Bir daha ne zaman kar görürürüz bilinmez, geçen sene neredeyse hiç yağmamıştı. Gerçi burası İstanbul, Mart ayı bitene kadar sürpriz yapabilir, bakınız : 19 Mart

11 Eylül 2009 Cuma

Echinopsis sp.















Aslı'cığımın kaktüs deyip geçtiği türün izini Gülnar Önay'ın "Dünya Isınıyor Bahçem Değişiyor" kitabının kaktüsler bölümünde buldum.















Bahçedeki en sade ve dikkat çekmeyen bitki olan yetim kaktüs, tam da doğumgününde Aslı'ya benden bile daha düşünceli davranarak üç tane çiçek hediye etti.















Gerçi Aslı daha önce koymuştu ama ben hem cinsini (Echinopsis sp.) hem de biraz daha detay fotoğraf koymak istedim, zira böyle sürprizlerle her zaman karşılaşmıyoruz. Tür detayına giremiyorum, zira binbeşyüz tane türü var bu cinsin, hybrid de olabilir.

Nergis

Bir gün (14.07.2009) güneşin batışına doğru evden Kilyos'a doğru yürürken Boğaziçi Üniversitesi Hazırlık Kampüsü doğu sınırındaki derenin kenarında öylece kumdan çıkmış bu şaheserle karşılaştık. Hayatımda gördüğüm en güzel yabani çiçeklerden biriydi.















Bu çiçeğin ne olduğunu araştırma şansına bugün sahip oldum. Nergis gibi, ama tür olarak tıpkısının aynısına internetten ulaşamadım. Muhtemelen Narcissus cantabricus ya da çok benzeyen bir türü. Oraya ait bir tür mü yoksa dere mi yuvarlayıp getirdi, soğanını deniz mi taşıdı hep bilmece. Hala orada duruyomudur bilmiyorum. Muhtemelen kurumaya başlamıştır. Ama eğer duruyorsa kuruduktan sonra soğanını bahçeye taşımayı bir deneyeceğim..















Edit: Aslı'nın yaptığı araştırmadan sonra Türkçe'de çiçeği zambağa çok benzediği için Kum Zambağı, türü ise Amaryllidaceae (nergisgiller) ailesinden Pancratium maritimum.
Türü tutturamadık ama en azından ailesini tutturduk ve iyi ki araştırmışız. Zira türü karadeniz kıyılarında yokolma tehlikesi altındaymış. Sebebi de siteler yollar, kumluk alanların yokolması, derelerin ıslah edilmesi, sazlıkların kuruması. Acaba Karadeniz Otoyolu inşası ile bunlardan kaç tanesini süpürüp attılar. Ben de soğanını falan almaktan da vazgeçtim, aman diyim. Aslında okul yönetimine de bildirmek lazım.

10 Eylül 2009 Perşembe

Manolya ikinci çiçeğini açtı..

Dışarıda yağmur yağar ortalığı seller götürürken, fotoları karıştırırken ne zamandır yazacağım manolya geldi aklıma. Daha önceki bu yazıda tomurcuğunu koymuştuk. Temmuz'un beşinde çiçek açtı ve toplam bir gün durdu manolyanın çiçeği. Bu sene toplam boyu 40-50 cm olan manolyanın, sulama yüzünden ıslanan çiçeği kendini salıverdi. Ama bir gün de olsa yakalamayı başardım.