
Bu seferki hikayemiz Hyacinth Hyacinthus isimli güneybatı Spartalı yağız bir mitolojik Yunan kahramanı ile ilgili. Hyacinth Apollo'yu kendine hayran bırakacak kadar güzel bir adammış. En büyük eğlenceleri de beraber disk atmaya gitmekmiş. Günlerden bir gün gene bir disk atma seansı sırasında Hyacinth koşup Apollonun attığı diski yakalayarak onu etkilemek istemiş. Fakat onun Apollo ile takılması yüzünden kıskançlık krizine giren rüzgar tanrısı Zephyrus diski şöyle bir alttan üfleyivermiş ve disk Hyacinth'in kafaya çarpmış. Hyacinth oracıkta can verirken, Apollo ve Zephyrus'un arasına bu olay yüzünden husumet girmiş. Apollo, Hades'in Hyacinth'i almasına izin vermemiş ve kanının aktığı yerde onu sümbül'e çevirmiş. Gözyaşları ile suladığı sümbül'ün çiçekleri ise Apollo'nun yasını yansıtır şekilde oval gözdamlası biçiminde açmış.

Bir not, TDK'ya göre sümbül argoda evlilik dışı doğan çocuk, piç anlamına da geliyormuş, belirtmeden edemeyeceğim. Yani sevdiceğinizi "sümbülüm benim" diye sevmeyin, nedense iltifat olarak kullanıldığını da duymadım bugüne kadar zaten.

Türkiye bu çiçeğin doğal ortamında yetiştiği nadir coğrafyalardan biri. Hem Türkçe hem de latince isimlerinin kökeni Doğu Akdeniz'e dayanırken batıda Dutch Hyacith olarak bilinmesi, lale gibi bu çiçeğin de zamanında Hollandalılar tarafından alınıp binbir çeşit kültür melezini üretmelerinden kaynaklanıyor. Hatta 2. Dünya Savaşına kadar Avrupada laleden daha popüler olduğu söylenir.

Yapısal özelliklerine gelince, 3-7 cm çaplı soğanı yaz sonunda beş ila on cm derine gömdüğünüzde, Şubat başından itibaren 35 cm'e kadar uzayan kılıç şeklindeki yapraklarının arasından tek bir çiçek dalı üzerinde 2 ila 50 adet (ben 50 göremedim bugüne kadar) doğalı mor, kültürleri çeşitli renklerde nefis kokulu çiçekler veren bir bitki. Çocukken çiçeklerini yiyen arıza arkadaşlar, tadını çok güzel olarak nitelemelerine rağmen, botanik kaynakları çok miktarda yendiği taktirde, özellikle soğanının zehirli olduğunu belirtiyorlar, aman diyim.














